4 Mayıs 2012 Cuma

ZAMANLA

Islanan yollar kurur zamanla
kaybedilenlerin kıymeti anlaşılır zamanla
acılar tükenir zamanla
sevgiler olgunlaşır zamanla
insanlar büyür zamanla
ömür tükenir zamanla
mesafeler kısalır zamanla
bebekler konuşmayı, yürümeyi öğrenir zamanla
gelenler gider zamanla
kimileri unutulur zamanla
unutulanlar hatırlanır zamanla
biri gelir hayatının merkezi olur zamanla
kısacık hayatımızda her şeyin nedeni de ilacı da zamandır
inkar etseniz de kabullenirsiniz zamanla...
                                                                                        İsa Güneruz

3 Mayıs 2012 Perşembe

SARIMSAK 100 KAT DAHA GÜÇLÜ

Sarımsağın içindeki bir maddenin gıda zehirlenmesine karşı en sık kullanılan iki popüler antibiyotikten 100 kat daha güçlü olduğu ortaya çıktı.
Ayrıntılı bilgi için tıklayın ! http://ush.re/ukdl

2 Mayıs 2012 Çarşamba

3 MAYIS TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ

Irkçılık-Turancılık davası 7 Eylül 1944'ten 29 Mart 1945'e kadar süren ve Türk siyasetinin önde gelen 23 isminin ırkçılık suçlamasıyla yargılandığı davadır. Türk siyaset tarihinde önemli bir yere sahip olan dava 65 oturum sürmüştür. Dava sonucunda Alparslan Türkeş, Hüseyin Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan, Cihat Savaş Fer, Nurullah Barıman, Fethi Tevetoğlu, Nejdet Sançar, Cebbar Şenel, Cemal Oğuz Öcal ve Zeki Velidi Togan'a çeşitli cezalar verilmiştir.
3 mayıs olayları olarak bilinen ve anılan olaylar Hüseyin Nihal Atsız'ın Sabahattin Ali tarafından açılan dava için Ankara'ya gelmesiyle başlamıştır. Bu tarihte davanın görüşüldüğü salona giremeyen milliyetçi gençler Ulus Meydanı'na doğru bir yürüyüş gerçekleştirmiştir. Bu yürüyüşte komünizm aleyhine sloganlar atan gençler dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu'yla görüşmek istemişler fakat bu isteklerini gerçekleştirememişlerdir. Gençlerin bu gösterileri şiddet kullanılarak engellenmiştir. Gösteride tutuklanan üniversiteli gençlerin sayısı yaklaşık 165'tir.
Bu olaylar üzerine Alparslan Türkeş "Bunlar Milli Şef ve onun gözde Milli Eğitim Bakanına nasıl gösteri yapabiliyorlardı? O zamana kadar Milli Şef'in müsaade etmediği hiçbir gösteri yapılamazdı. Demokrasi, Eşitlik, Hürriyet, Gençlik... Bütün bunlar Türkiye'nin 1944 iktidarında hep parad palavradır. Halkın alkışları, gençlikten çıkacak "yaşa" naraları kayıtsız şartsız İnönü'nün tekelinde kalmalıdır." (Alparslan Türkeş, 1944 Milliyetçilik Olayı, Türk Federasyonu, Frankfurt.) demiştir.
3 Mayıs'ta düzenlenen gösteriye katılan gençler belirlenerek tutuklanmıştır. İsmet İnönü'nün emriyle bu kişilere hiç bir şekilde merhamet edilmemiştir. Ve bu kişilere ağır şiddet uygulanmıştır. Aynı gün mahkemenin ardından Hüseyin Nihal Atsız da gözaltına alınmıştır.
3 Mayıs'ta yaşanan olaylar, 3 Mayıs'ın ilk yıldönümü olan 1945 yılında Tophane Askeri Cezaevi'nde başta H. Nihal Atsız olmak üzere bir grup Türkçü tarafından anılmıştır. İlerleyen yıllarda da Türk Milliyetçiliği'nin bir geleneği haline gelmiş ve çeşitli törenlerle anılmaya ve Türkçülük Bayramı olarak kutlanmaya devam etmiştir.

VE BİR ''1 MAYIS'' DAHA BİTTİ

Ve yine 1 mayıs  bitti.. İşçi bayramı adı altında taşkınlık yapma işçinin emeğini kırıp parçalama günü bitti. Meydanlarda binlerce insan toplandı sloganlar attılar, halaylar çektiler, güldüler eğlendiler, memurlar tatil yaptı, kimileri milli servet demeden cam çerçeve indirdi. Asıl işçiler ne mi yaptı? Onlar gülerken eğlenirken halay çekerken taşkınlık yapıp sağı solu kırıp parçalarken asıl işçiler -ASİL işçiler- çalışmaya alın teri dökmeye devam ettiler. Ülkeye bir gün değerinde milli değer kazandırmaya devam ettiler. 
Bir takım kendini bilmezlerin sözde bayram kutlamak için kirlettiği sokakları temizledi asıl işçiler. 
Bazılarının kırıp parçalayacağı kesin olan camları ertesi güne yetiştirmek için çalıştı asıl işçiler.
O kendini bilmezler birbirlerini yaralamasın öldürmesin diye güvenlik sağlamaya çalıştı asıl işçiler.
Birileri bayram kutlarken, ''bayram'' kutlanmayan yerler de temiz kalsın diye çalıştı, çöp topladı asıl işçiler.
İnsanlar aç kalmasın diye ekmek yaptı asıl işçiler.
Velhasıl-ı kelam burası Türkiye asıl işçiler çalıştı diğerleri fırsatı değerlendirip taşkınlık yaptı, kırdı parçaladı, işçinin emeğini hiçe saydı... 
Yaşasın 1 Mayıs ASİL işçi bayramı ! ...
                                                                                                          İsa GÜNERUZ

29 Nisan 2012 Pazar

KISA VE ÖZ


Yazdığım en uzun cümleden sonra bir an durup ne nokta ne virgül koyup bekledim, geriye dönüp baktığımda hayatımdaki hiçbir güzel anı yazdığım cümle kadar bile uzun değildi. Uzun cümleler anlatamazdı yaşananları kısa ve öz olmalıydı her şey. Güneşin doğup batışı gibi, insanın doğup ölüşü gibi, bir bebeğin ağlayıp susması gibi uzun görünse de kısa ve öz olmalıydı her şey.
En çabuk bitenlerdir en çok sevdiklerimiz. Size hiç sevdiğiniz bir şarkı bitmek tükenmek bilmez geldi mi? Ya da en sevdiğiniz yemek; tadını çıkara çıkara yeseniz bile çabucak bitmez mi? Siz hiç çok sevdiğiniz bir dostunuzla sohbet ederken güneşin doğuşuna şaşırmadınız mı? Ne de çabuk geçmiştir bütün gece…  
Farkındaysanız tüm bunların, garip bir hüzün çöker üstünüze, her şeyin bu kadar kısa olması koyar size. Sevdiğiniz şeyleri yapmaktan korkar olursunuz. Yasak kılarsınız yüzünüze gülmeleri. Bazıları ‘’çok gülersen, çok ağlarsın’’ gibi saçma cümleler sokar aklınıza. İstemezler çünkü gülmenizi. Ya onlardan uzun gülerseniz? Ya onlar ağlarken siz gülerseniz? İstemezler işte sebebini anlatacak kadar uzun cümleler kuramam ben… Sonra değişmeye başlarsınız başınıza gelen olaylara en ciddi tavrınızı takınır en asık suratlı halinizle ‘’nasıl olsa geçer’’ dersiniz. Artık gülmekten yoksun kuru bir umut kalmıştır içinizde, o da zaten son demlerini yaşıyordur. Umut.. Her güzel şey gibi o da kısacıktır. Korumazsanız onu hemen çekip gitmeye meyillidir.
Öyle ya sevdiğimiz her şey o kadar kısa ki yangından mal kaçırır gibi yaşıyoruz. Ne yana baksak telaş ne yana baksak talan edilmiş yürekler görüyoruz. Hiç kimsenin içindeki güzelliği bekleyip görecek kadar sabrımız kalmamış nasıl olsa hemen bitecek düşüncesiyle. Birbirimizin gözlerine bakmadan anlatır olmuşuz her şeyi. Hoş anlattığımız şeyler zaten alelade, gündelik konuların ötesine geçmediği için biz de haklıyız bir yerde birbirimizin gözlerine bakmamakta, ne gerek var!
Oysa korkmamalı insan bir şeylerin çabuk bitecek olmasından. Korkup yaşanabileceklerden de olmamalı. Uzun cümleler kurup saatlerce kendini anlatmaya çalışmamalı insan. Seviyorum, özledim, gel, git, hoşçakal, güle güle gibi kelimeler yeter zaten anlatmaya her şeyi. Yeter ki yüksünmeyelim bu kelimelerden, yeter ki yaşadığımız güzelliklerin keyfini çıkarmasını bilelim varsın çabuk bitsin ne gam… Zaten kısa ve öz olmalı her şey. Kısacık olan hayatımızı kısa, öz ve güzel olan birçok anıyla doldurabilmeliyiz.
                                                                                              İsa GÜNERUZ

27 Nisan 2012 Cuma

MERAK ETME


Ben seni öyle bir sevdim ki
Kalbimden asla silemem seni
Merak etme...

Ankara’ya yine kar yağıyor bu akşam
Ellerimin soğuğunu hissediyorum
Kanıyor yaram
Isıtmam ellerimi,ellerin olmadan
Merak etme...

Ölüm kelimesini çıkardım lügatımdan
Hani hep derdim ya
Ellerini tutup gözlerine bakmadan ölmem
Ölmem,
Merak etme...

Aşkına inanmadığın bu adamın gözyaşları;
Yağmur oldu,sel oldu
Islattı başka bir şehirde
Başka bir baharı
Sen de ben de boğulmayız bu selde
Merak etme...


Bir gün olsun ne bülbül gülü
Ne Mecnun Leyla’yı
Ne Ferhat Şirin’i unuttu
Ben de unutmam seni bir an bile
Merak etme...

Eğer hayat çarkı bize ters dönerse
İçimdeki,içindeki ateş sönerse
Çakarım kibriti
Merak etme...

Ayrılık?
Kovarız merak etme...
Küslük?
Sileriz merak etme...
Sensizlik?
Hiç olmayacak hiç merak etme...

Merak etme be güzelim merak etme
Ölüm bir gün gelip kapımızı çalarsa
Zilin sesini sen de duyarsın ben de
Ayrılmayız ayrılamayız merak etme...
                                                                  İsa GÜNERUZ 

25 Nisan 2012 Çarşamba

UNUTMAK

İlkokuldaydım, bir gün sosyal bilgiler dersinde adını hatırlamadığım uzun boylu esmer öğretmenimizin sorduğu bir soruyla o gün hayata farklı açılardan bakmanın gerekliliğini anladım. 
Sıradan bir gündü ders zili çaldı ve ders başladı öğretmen sınıfa girip yerine oturduktan ve biz sustuktan bir kaç dakika sonra, bize bir soru sordu:
'' unutmak sizce iyi bir şey midir kötü bir şey mi? ''
Sorunun üzerinden saniyeler geçmesine rağmen hep bir ağızdan kötü bir şeydir diye bağırdık. Sonra sözler farklılaşmaya başladı: ''kötü bir şeydir öğretmenim.'' ''kötüdür tabi hiç iyi olur mu?'' vs. ama her sözün özü aynıydı bize göre unutmak kötüydü işte.. Diğerleri ne düşündü bilmiyorum ama ben o an sadece öğretmenin anlattıklarını unutmak, yazılı olduğumuzda yapamamak, annemin yada babamın yapmamı istediği bir şeyi unutmak olarak düşündüm ve kötüdür dedim çocukluk işte.. O gün o öğretmen bize unutmanın düşündüğümüz kadar kötü olmadığını bunu büyüdükçe anlayacağımızı söyledi..
Haklıymış.. Her geçen yıl hatta her geçen gün hayata devam edebilmemiz için bir şeyleri unutmamız gerektiğini öğrendim. Bazen bir günde bazen bir haftada bazen bir ay bazen bir yılda da olsa unutulurmuş her şey. Unutulması gerekiyormuş, unutmazsan yaşanmazmış.
Büyüdüm lise yıllarımdı. Belki herkes gibi belki herkesten farklıydı bilmiyorum. Bir kız vardı çok sevmiştim hatta annemden sonra sevdiğim ikinci kadındı o benim için. Saçları gözleri gülüşü konuşması aylarca hatta yıllarca çıkmadı aklımdan. Yokluğunun diğer adıydı cehennem. O olmadan hiçbir şey düzgün değildi ben, ben değildim. Unutmam gerekiyordu artık yaşayabilmem için. Unuttum. Unutmak sandığım kadar kötü bir şey değilmiş.
Sonra bir gün çok genç yaşta bir kuzenimin hayatını kaybettiğini öğrendim hepimiz üzüldük kahrolduk. Ama öyle devam edemezdik. Unutmamız gerekiyordu. Unuttuk. Unutmak sandığım kadar kötü  bir şey değilmiş.
Sonra bir gün deprem oldu yer bölündü zengin fakir mutlu mutsuz herkes kahroldu insanlar öldü evler yıkıldı. Unuttuk. Her yıl dönümünde hatırladık andık o ölenleri sonra geri unuttuk. Unutmak sandığım kadar kötü bir şey değilmiş.
Birbirimize kırıcı sözler söyledik bir kızgınlık anında sonra o sözleri de unuttuk.
Unutmak kötü bir şey değilmiş. Yok saymak, hiç olmamış gibi davranmak, yaşananlardan ders almamak kötüymüş de unutmak kötü bir şey değilmiş. Her şeyi herkesi yerli yerine koyup hakettiğini verdikten sonra unutmak kötü bir şey değildir. Hatta iyi bir şeydir insan bir acıyla bir ömür boyu yaşayamaz, tüm ömrünü bir mutluluğun üstüne kuramaz. Yaşadığımız acıları unutmalıyız ki yeni gelen acılar onun üstüne binip daha zor olmasın. Mutlulukları unutmalıyız ki yeni mutluluklar anlam kazansın değerli olsun. Yok saymak demiyorum, unutmak diyorum. Unutmak kötü bir şey değildir.
                                                                                               İsa GÜNERUZ