29 Mayıs 2015 Cuma

ZOR ANLARA



Neyle eylersin şimdiden sonra gönlünü, neylersin gidenlerin ardından. Küllükte sigara eriyip giderken senin gözlerin yanar beynindeki düşüncelerden;

Gidenlerden,

Kalıp da gitmekten beter edenlerden.

Artık yoktur da bir bahanen ayakta tutsun seni. Birkaç aptal cümle anımsarsın kıyıdan köşeden;
Senin iyiliğin, senin denli iyi olduğun deminden.
 Var mı bir faydası diye düşünmek gelirken aklına küfre dönüşür sevdiğin, sonra bir paçavraya dönüşür sevgin, hani o çocuk neşesiyle üstüne giydiğin…
Ah ulan dersin sonra; şimdi kimsenin olmadığı, benden başkasının nefes dahi almadığı sonsuz bir yerde olsam, olsam da içimde ne varsa kussam ve bir tek kelime aptal tesellisi duymasam… Dersin ve ardından yine dönersin o çok da sevmediğin dünyana.
Kaldırırsın kafanı bi’ bakarsın yolun sonuna doğru, manzara güzeldir belki ama yürüyecek derman bulamazsın dizlerinde. Gündüzler uzundur belki ama gün kısadır işte ya yarı yolda kalırsam diye bir korku çöker tepene; yürüyemezsin.
Çakılır beyninin orta yerine neden diye bir soru, o bir kelime mahveder seni günlerce. Kahredersin çektiğin cefaya hayalini kurduğun sefaya daldığın hülyaya kahredersin…
Sonra yediğin ne halt varsa gelir aklına yaptığın her hata her yanlış. Bir sebep lazımdır çünkü sana hatta bir sebepten ziyade bir ceza lazımdır. Kendi kendine bulman gerekir neyin cezasını çektiğini. Kimin kalbini kırdığını kime umut verip de yarı yolda bıraktığını kendi kendine bulman gerekir. Elzemdir bu, bulamazsan şayet attığın her adım suç gibi gelmeye başlar sana.
Sonra yavaş yavaş boşuna yapılmış gelir yapılan her şey, dost meclislerinde kurulan cümleler, muhabbete meze olan gülüşmeler ne varsa boş gelir. Sokaklara anlam yüklersin, yalnız yürümeye, müzik dinlemeye, hüzünlenmeye…
Hiç düşünmediğin şeyleri düşünmeye başlarsın bir bir.
Fark edersin ki bazı şeyler bir kere olurmuş hayatta;
Mesela çok kez kırılabilirmiş insan ama bir kez un ufak olurmuş.
Mesela çok kez çok kişiyi sevebilirmiş insan ama bir kez âşık olurmuş
Ve yazık ki âşık olacağı insanı seçemezmiş.
Âşık olduğu insan çekip gittiğinde dur diyemezmiş insan.
Bunları düşünmek de bir fayda sağlamaz sana ama düşünürsün işte. Sonra yine kendi mabedine çekilirsin tek başına. Kahkahalarla başladığın günü ifadesiz bir yüzle bitirirsin. Bitirmek zorunda bırakılırsın. Böyle zamanlarda dua etmekten umut etmekten ve bir de ezgilere sarılmaktan vazgeçmeyin;
Hiç kimseye dua ederken anlattığınız kadar iyi anlatamazsınız kendinizi,
Yaşadığınız hiçbir şey umut ettiğinizden daha güzel olmaz
Ve muhakkak bir ezgide bulursunuz kendinizi; sizden daha önce kendini orada bulmuş birinin sesinden, zihninden…

                                                                                                    İsa Güneruz



29 Nisan 2015 Çarşamba

BİR UMUTTUR YAŞAMAK



Geçsin diye yolunu gözlediğim zaman şimdilerde çok canımı acıtmaya başladı. Ben hiç böyle hayal etmemiştim büyüdükçe her şey daha güzel olacaktı benim düşlediğim gelecekte. Oysa şimdi zaman geçtikçe düşlediklerimden uzaklaştığım yetmezmiş gibi bir de sevdiğim kim varsa hepsinden uzaklaşmaya başladım. Aralıksız çalan hüzünlü bir melodi var kulağımda. Zamansız ilerliyor zaman içinde her şey. Gülmem gereken zamanda kan çanağı gözlerim, koşmam gereken yolda oturmuş yolu izliyorum. Kendime verip de tutamadığım sözler var zihnimde, ellerini bıraktığım insanlar ellerimi bırakanlar var geride. Anlatılması çok güç bir kördüğüm var içimde çözmeye çalıştıkça iyice mahvediyorum sanki.
Böyle zamanlarda insan her şeyini anlatabileceği bir sevdiğini arıyor yanında; normalde olduğundan daha çok arıyor. Çünkü sevdikleri ile birlikte iken her şeyi başarabileceğine halledeceğine inanıyor. Ve gerçekten de öyle oluyor.
Kazanmak için bir şeyleri çıkıyorsunuz yola, attığınız her adım sizi kazanmak istediğinize yaklaştırırken geride bıraktıklarınızın değeri çok sonra anlaşılıyor. Yazık ki anladığınızda çok uzaklaşmış oluyorsunuz. Bu öyle sabah işe giderken evde bir şey unuttuğunuzu kapıda fark edip yukarı çıkıp alıp geri gitmeye de benzemiyor. Çıktınız mı bir kere yola geriye bir adım olsun gidemiyorsunuz. İlerledikçe kazandıklarınızla geride bırakıp kaybettikleriniz arasındaki dengeyi de yürürken fark edemiyorsunuz. Ta ki bir an soluklanmak için durana kadar. O anda fark ettiğiniz ise geç kaldığınız oluyor; mutlu olmaya geç kalmak çocukluğunuza geç kalmak burukluğunu bir ömür yüreğinizde taşıyacağınız ne varsa hepsine geç kaldığınızı o an fark edersiniz. En kötüsü de elinizden bir şey gelmeyişidir.
Bazen diyorum ki her şey böyle kötü giderken gidebileceğimiz bir yer olsa. Fırtınaya yakalanmış teknenin sığındığı güvenli bir liman gibi bir yer. Gidip oraya kötü olan ne varsa hüzünlü olan acı veren ne varsa hepsini bir çırpıda kussak ve bir umutla çıksak tekrar dışarı. İnsan umut arıyor işte her şeyden önce bir umut. Her şey güzel olacak dedirtecek bir umut. Bir ağaca baktığında yeşil demeden önce onun kahverengi dallarını da görüp söyleyecek gerçekçi bir umut.
Her ne kadar umut peşinde olsam da engelleyemediğim acı bir kahve tadı var şimdilerde hayatımda. Kabullensem mi bu uzaklıkları, geç kalmışlıkları, mutsuzlukları bilmiyorum. Bir garip boşluk işte sorular var soran yok, gülüşler var yüzler yok. Çık içinden çıkabilirsen. Kördüğüm diyorum ya hem ne kördüğüm… Kim bilir belki mutsuzluğu kabul etmektir işin sırrı. Mutlu muyum değil miyim diye düşünmeden öylece kabul etmek belki de iyi gelecek olan. Belki kabullenip yaşayanlar mutlu oluyordur kim bilir. Ama ben kabullenemiyorum. Yine de ne olursa olsun bırakmamalı insan mutluluğun peşini diyorum. Kabullenmek bir ihtimal ise de ölüme ramak kalana kadar itmek lazım bu ihtimali diyorum. Belki hakikaten elden gelen bir şey yok ama bunu düşünmek dahi istemiyorum.
Çalıştığınız iş, yaşadığınız yer, çevrenizdeki insanlar ne varsa işte sizi mutsuz eden terk etmeye korkmamalı insan. Çünkü terk edemediklerimiz yüzünden terk eder bizi mutluluğumuz. Onu geriye çağırmaya korkmamalı insan. Her ne kadar zaman geçtikçe kötüye gitse de her şey yine de umudu kaybetmeden sarılmalı hayata. Biliyorum çok zor bu söylediğim hele benim gibi yanınızda bir sevdiğiniz bir sırdaşınız çocukluğunu hatırladığınız biri yoksa hakikaten çok zor. Ama mesele de yılmamak tutunmak işte hayata. Boşluğun içinde sağa sola çarparak yaşamak yerine ayaklarını yere sağlam basabilmek mesele. Ne kadar acı verse de geçen zaman, inadına güzelleştirmeye çalışmak işte.
Velhasıl-ı kelam her gecenin bir sabahı vardır. Hayatta yaşanması gereken ne varsa yaşayacak ama olmak istediğiniz yerlerde olma çabasından da vazgeçmeyeceksiniz. Ömür denilen şey böyle işte uzaktan bakıp da beğenmediklerimizi pas geçmek gibi bir şansımız yok. Ne yaşayacaksak hepsini zerresine kadar yaşayacağız ve umudumuzu asla kaybetmeyeceğiz…
                                                                                                 İsa GÜNERUZ

29 Temmuz 2014 Salı

DEVA

Hep edecek bir kelam olmadığında sarıldım kaleme. O da neden diye sormadı ne zaman elime alsam yazdı bir şeyler.
Kimseye anlatamadığım ve dahi kendime anlatamadığım şeylerle mücadelem. Bir büyük boşluk ki, sığmaz hiçbir boyutta hiçbir kâğıda.  Gökyüzüne yazdım bu yüzden, hayalimdeki denizlere yazdım; henüz hiç yelken açılmamış denizlere, kimsenin bilmediği asla bilemeyeceği denizlere.
Kimin derdi kime büyük ki? Büyük olduğunu görsen bile ne kadar hissedebilirsin ki? Her dert kiracısı olduğu yüreğe devasa. Boğuştum durdum devasa dertlere deva bulmak için… Buldun mu diye sormayın bulunmaz o. İkiyüzlüdür deva ya da ne bileyim kötü, hayali bir kahraman gibi, tam buldum derken değişiverir kılığı kıyafeti. Sonra anladım ki tek deva vardı lakin herkeste her şeyde farklı vücut buluyordu. Göz gibi kulak gibi herkeste ama hep farklı. Onu bulmaya çalışırken kendimi kaybettim. Hayatımda yaptığım en iyi işti bu. Zaten çok yetenek de gerektirmiyordu…
 Kimsenin görmediği gözyaşlarım var benim; devaya akıttığım. Beyaz saç tellerim var; hüzne ayna. Bedenime ağır gelen bir beynim ve bir kalbim var benim; bir boşlukta milyonlar barındıran. Çıldırtan sesler çıkaran düşüncelerim var benim; susturamadığım. Kelimelerim var; yazmaya korktuğum. Deva yüzünden hepsi ve daha nicesi; arayıp bulup kaybettiğim deva yüzünden. Herkes derdine deva ararken deva mahvetti beni. Deva.
Gitmek istedim ben ama bırakamadım birilerini. Onlar beni tutuyor muydu bilmiyorum ama ben bırakamadım onları. Gitmek derken başka bir şehir, başka bir ülke, başka bir şey gelmesin aklınıza, ölüm gelmesin aklınıza. Hiçbir yer yok ki bir adım önündeyken aradığım deva da benimle gelmesin. Ben deva’yı arıyordum o hep bir adım arkamdaydı dönüp tutamıyordum. Oturup ağlıyordum kimse görmüyordu, kimse duymuyordu ama ben görmeyenleri duymayanları bırakamıyordum. Kısır bir döngüydü sanki ben deva’yı arıyordum o arkamdan geliyordu. Ne ben hızlanabiliyordum onu yakalamak için ne de o yavaşlıyordu ona ulaşabilmem için. Belki de yakaladığımda kılığının değişeceğini bildiğim içindi ulaşamamam, bilmiyorum.
Uzaktayım sanki. Elimin fikrimin gözlerimin yetişemeyeceği kadar uzaktayım. Dur gitme dediğimde önüne geçip durduramayacak kadar uzaktayım. Gitme dediğim halde gittiğinde üzülmekten kalbime bir çukur açılacak kadar uzaktayım. Kalbime uzağım sanki açılan çukuru dolduramayacak kadar uzakta. Uzağım sanki kendime. Sanki deva içimin en uzak yerinde. Beynimde tüm bu düşünceler dolaşıp dururken birden içimi bir umut kaplıyor belki diyorum belki sensin deva. Sonra yine o büyük boşluk kâğıtlara sığmayan o büyük boşluk kaplıyor her yanı. Gözlerim kan çanağı donakalıyorum. Ben yokum ortada deva yok. Bir ceset var ortada kimse tanımıyor. Bakakalıyorum. Kelimeler tükenmiş. Kapı ardına kadar açık ne giren var ne çıkan. Deva kılık değiştirmiş ben değilmişim deva, kimse değilmiş.
Gel diyorum devaya; zulüm altındayken yardım bekleyen gibi, gel diyorum savaş çocuklarının barışa seslendiği gibi, gel diyorum umutlu yarına ama hiçbiri olmuyor işte. Kapı açık ardına kadar gel diyorum; ne giren var ne çıkan. Kalbim parçalanıyor göğsümün içinde, kanlar akıyor ağzımdan. Yere düşen bir adam görüyorum oturduğum yerde, ağzı yüzü kan içinde. Söküp atıyor kalbini yürüyüp gidiyor. Dur diyemiyorum, gel diyemiyorum, neden diyemiyorum. Soramıyorum ona, deva nerede diyemiyorum. Korkuyorum ya biliyorsa devanın nerede olduğunu diye. Ben bunları düşünürken o çoktan kaybolmuş oluyor gözden, dün gibi. İşte her arkama dönüp uzanmaya çalıştığımda devaya bunu yaşıyorum. Belki de bunu yaşamaktan korkup dönüp uzanamıyorum. Koşup bir kâğıt kalem alıyorum elime yazamıyorum. Sonra kaybolmuşluğum geliyor aklıma, kaybolmuşluğum… Yaptığım en iyi iş hani, deva’yı ararken kendimi kaybetmişliğim…
Ellerim çok küçük benim uzanıp tutamıyorum geleceğimi uzanıp tutamıyorum deva’yı. Ah deva ne olurdu herkese sevdikleri şekle bürünüp gittiğin gibi gelseydin bana da. Gelseydin çekip alsaydın taşın altından yüreğimi. Arkamda değil yanımda olsaydın kanatmasaydın beni bu kadar olmaz mıydı? Neden deva neden bu beynime yüklediğin yük? Gülüşlerim deva gülüşlerim kendime bile sahte…
                                                                                    İsa GÜNERUZ


14 Mayıs 2014 Çarşamba

SOMA'YA AĞIT

Beyhude söylenen tüm sözler, yarıya indirilen bayraklar, dökülen gözyaşları... 
Ah be kardeşim yetmez o başındaki ışık insanları aydınlatmaya. 
Sen evine üç kuruş götürmek için yerin bilmem kaç metre altında her gün canınla kumar oynarken yerin üstündekiler ceplerindeki paradan, üstlerindeki ceketten, bindikleri arabalardan, oturdukları evlerden utanıp da geçmezler ki yerin dibine...
Sen çizmelerimi çıkarayım kirlenmesin sedye derken onlar kirli yüreklerini öyle derine saklamışlar ki çıkaramazlar.
Sen kazanayım da üç kuruş çoluk çocuk hanım ele güne muhtaç olmasın eksikleri olmasın derken onlar üç kuruş fazla kazanmak için satarlar senin hayatını. Senin dediğime bakma, benim hayatımı da ötekinin hayatını da satarlar; kendilerine bir şey olmasın yeter.
Bu coğrafyada en ucuz olan şey ne bilir misin ağabey senin benim hayatımdan başkası değil. Yaşamak çok pahalı burada öyle kazandığın parayla çoluk çocuk bakmak ev geçindirmek kolay değil. Ama hayatın ucuz işte çeker gidersin bakmazlar bile ardından.
Öyle ya bu coğrafyanın insanları yaşamak için çalışır, çalışırken ölür! Heyhat bu ne acı çelişkidir! 
Şimdi sen öldün ya sanma ki ben yaşıyorum sanma ki benim gibi düşünenler yaşıyor, öldük ağabey öldük bekle geliyoruz. Ne der şair bilir misin;
Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi;
Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi...
Siz öldünüz ya hani ağabey biz dünyada ölmeden evvel öldük. Ölümden de feci; öldük.
Tedbir almak bedel ödemekten daha mı pahalı?
Hangi mülk daha değerli babasız kalan bir çocuğun gözyaşından?
Ne kadar da kolay değil mi şu kadar insan öldü demek.
Ya onların çocukları anaları babaları eşleri gidene mi yansınlar kalana mı?
Ne anlamı var ki söylenen sözlerin?
Tarih 13 Mayıs 2014 Salı.
Yazılsın tarihin sayfalarına büyük puntolarla en kara harflerle;
Yandı yüreğimiz Soma'da
Bir büyük yangınla...
                                                                                         İsa GÜNERUZ














 

29 Ekim 2013 Salı

GEÇ OLMADAN

Sahip olduğumuzu bildiğimiz birçok şey var bir de sahip olup da farkında olmadığımız şeyler. Bu ikisinin ise tek bir ortak yanı var o da sahip olduğumuz her şeyin kıymetini kaybettiğimizde anlamamız.
Karnımız tokken yemeğin kıymetini, hüznümüz yokken mutluluğun kıymetini, dostumuz varken dostun kıymetini bilmeyiz.  Ta ki ne zaman olmazlar yahut noksan olurlar veya onlara ihtiyaç duyarız işte o zaman anlarız kıymetlerini.  Dilerim ki kıymetini anladığımız şeyler biz anladığımızda yine yanıbaşımızda olsunlar. Eğer olmazlarsa bizlerden her seferinde bir parça alıp, büyütür bizi yok saydıklarımız.
Yaşımızdan, fikrimizden anlık isteklerimiz yüzünden fevri davranırız kimi zaman. O anın verdiği kızgınlıkla çevremizde kim varsa pervasızca üzer bir adım sonrasını düşünmeyiz bazen. Sonra bir gün anlarız ki hiçbir şey anneden babadan dosttan öte değildir hayatta. Sonra bir gün anlarız ki biz tabağımızdaki yemeği beğenmezken dünyada onca aç bîtap insan vardır. Sonra bir gün anlarız ki aslında mutlu olmadıktan sonra dostlarımızla olmadıktan sonra hiçbir kıymeti yoktur tek başına sahip olduklarımızın yahut olmak istediklerimizin.
İnsanız işte kışın soğuktan yazın sıcaktan şikâyet eder dururuz. Var olanı,  var olduğu zaman acısıyla tatlısıyla sevip sahip çıkmamız gerektiğini her seferinde unuturuz. Oysa elimizdekileri henüz kaybetmeden, elimizdekiler gitmeden, biz geriden bakan olmadan sıkı sıkıya sarılmalı, ona kendimizden bir şeyler katmalıyız.
Hani diyorum yağmur yağmadan üstümüzdeki çatının, hava soğumadan sıcak evimizin, göçmeden bu dünyadan sevdiklerimizin kıymetini bilsek olmaz mı?
                                                                                           İsa Güneruz

8 Ağustos 2013 Perşembe

SOKAK

Yıllar önceydi o sokağı ilk görüşüm. Sıradan bir sokaktı ilçenin meydanına bağlanırdı. Köşesinden dolmuşa otobüse binerdi insanlar. Çok kez biz de yürüdük o sokakta; köşesinde dolmuşa bindik, arkadaşlarımızla buluştuk, hemen aşağısındaki çeşmeden su içtik kana kana...
Kimsenin değildi o sokak. Kimseye bir sokaktan fazlasını da ifade etmiyordu belki. Belki kimisi için çok şey ifade ediyordu. Kim bilir belki sevgililer kavuştu ya da ayrıldı o sokakta. Belki bir anne çocuğuna attığı tokadın pişmanlığını yaşadı yürürken sokak boyu. Belki bir çok şey yaşandı o sokakta; bilemezdik bilemedik de. Sokaktı işte soramadık da. Kaldı öyle...
Sonraları çok şey değişmişti o sokakta. Binalar yapılmıştı hayatlar yıkılmıştı, bilmediğimiz tanımadığımız tanıma ihtimalimizin dahi olmadığı insanlar ölmüştü o sokakta. Acılar yaşanmıştı belki, belki büyük mutluluklar. Belki çocuklar doğmuştu; evlere şenlik getirmişlerdi. Köşedeki bakkal kapanmıştı yerine "çağın gereklerine uygun" bir market açılmıştı. Belediye seçim döneminde değiştirmişti kaldırım taşlarını, tabelaları.
Yıllar  geçiyordu ama ben o sokağın yanından hiç geçemiyordum, geçsem de dönüp bakamıyordum.
Geçenlerde bir an boş bulundum işte, dönüp baktım geçerken.
Çok şey değişmişti.
Ama
Kalmıştı yine de ayak izleri
Çok şey değişmişti.
Ama
Değişmemişti benim o sokağa bakışım.
Çok şey değişmişti.
Ama
Değişmeyen tek bir şey vardı
Yumdum gözlerimi hapsettim 
Değişmemişti, değişmesin diye; 
Yumdum gözlerimi hapsettim...
                                                                                                 İsa Güneruz



4 Ağustos 2013 Pazar

Şeyh Edebali'nin Osman Gazi'ye Nasihatı

İnsanlar vardır şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler.
Avun oğlum avun. Güçlüsün, Kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın ama bunları nerede nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgârlarında savrulur gidersin.

Öfken ve nefsin bir olup aklını yener. 

Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın. 

Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir.
Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görünmeyenler ancak senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır.

Ananı, atanı say. Bereket büyüklerle beraberdir.

Bu dünyada inancını kaybedersen yeşilken çorak olur çöllere dönersin.

Açık sözlü ol, her sözü üstüne alma.

Gördün söyleme, bildin bilme,

Sevildiğin yere sık gidip gelme; kalkar muhabbetin itibarın olmaz.

Üç kişiye acı:
1-Cahiller arasındaki âlime
2-Zenginken fakir düşene
3-Hatırlı iken itibarını kaybedene.

Unutma ki yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyetli değildir.

Haklı olduğunda mücadeleden korkma.
Bilesin ki; atın iyisine Doru, yiğidin iyisine Deli derler.